Tel: (0212) 347 70 70 - [email protected]
0 Ürün
Üye Ol

İlk yazısında İtalyan sinemasını anlattı

Sinema tarihinde bir ışıltı: Neorealizmin anavatanı İtalya

Deniz Türkali 

Tamamen rastlantı… Elimde kumanda, asabi asabi kanaldan kanala zap yaparken birden karşıma çıktı. 1960-70, hatta 80’li yılların bence tartışılmaz en iyi oyuncularından biri belki de birincisi… Yalnız İtalya’nın değil, Avrupa’nın en iyi oyuncusundan biri; Gian Maria Volonte.

Uzun uzun yaşam öyküsünü anlatmak değil amacım. 1960-70’li yıllar, İtalyan sinemasının bence altın çağı, bir bakıma yine bence Avrupa’nın da politik hareketlilik açısından altın çağı. Gençlik  hareketlerinin yükseldiği, sol partilerin kıpır kıpır olduğu “68’liler” kuşağının dünyaya damgasını vurduğu yıllar. Devrim fikrinin sınırlarının genişlediği, herkesin umutla yeni bir dünya hayalinin peşinde olduğu dönem. Avrupa’da sinema almış başını gidiyor. İtalya sinemasında “neorealizm” sonrası birbirinden ilginç, birbirinden güzel sıkı politik filmler çıkıyor. Elo Petri, Francesco Rosi, Marco Bellocchio, Damiano Damiani İtalya’da o yıllarda sinema dendiğinde ilk akla gelenler. Gian Maria Volonte, İtalya’nın Laurence Olivier’i. Onların vazgeçilmezi…

Beni televizyona kilitleyen Damiano Damiani’nin (İtalyan Komünist Partisi’nin kurucularından Palmiro Togliatti’nin damadı) “Quine Sabe” adlı filmi. Yanılmıyorsam Türkçe “İstiklal Kahramanları” adıyla oynamıştı. Film, genç Amerikalı bir CIA ajanıyla bir haydutun (Volonte) “dost”luğunun öyküsüydü… Gian Maria Volonte’nin “oyunculuk dersi” sayılacak oyunlardan biri… Klaus Kinski’nin de rol aldığı film, neredeyse her karesi ile aklımda yer etmiş. Özellikle olağanüstü finali…

 

“La classe operaia va in paradiso - İşçi sınıfı cennete gider!” Elio Petri’nin, tabii ki Volonte ile çektiği filmdeki işçi Lulu Massa karakterini görenlerin unutması ne mümkün…

 

Özgürlük mücadelesi sanatı daha yaratıcı kılıyor

 

O yılların sinemasından söz etmenin, nostalji olarak algılanmasını kesinlikle istemem. Ancak özgürlük mücadelesi içinde sanat çok daha yaratıcı oluyor. İçi boşaltılmış “özgürlük” sözcüğü bazen gerçek anlamını kaybediyor. Paranın egemenliği, her yaratıcı fikri biraz törpülüyor şöyle ya da böyle.

 

Geçenlerde Cem Mansur, çok keyifli ve heyecan verici konserlerinden birinin konser öncesi sohbetinde (yoksa stand up mı demeliyim!) şöyle bir anekdot anlattı: “İtalya tarihi, devamlı baskılara karşı mücadele ile oluşan bir tarih. Orta Çağ’ın karanlığı ardından Rönesans… Dünya sanatına damgasını vurmuş yazarlar, şairler, ressamlar, müzisyenler heykeltıraşlar… İsviçre  tarihi ise pek sakin. Oradan çıkan ise ‘Guguklu Saat!’ Zengin bir ülke ne de olsa, tuzu kuru. Sanatla falan pek işi olmuyor...” Demem o ki, paranın hegemonyasında demokrasiden söz etmek pek mümkün değil.

 

Sinema, dünyayla derdi olanların işi         

 

Gian Maria Volonte’den buraya nasıl geldin diyeceksiniz. İnanın kolayca…

Sinema, tiyatro, oyunculuk gerçekten o işlere gönül veren, kafayı takanların ve tabii dünyayla derdi olanların işi. Gian Maria Volonte, tam da böyle biriydi. Böyle bir oyuncuydu. Son derece saçma ve aptalca bulduğum “Çağına tanıklık etmekle yetinenlerden” değildi o. “La Terra Trema”yı doğru anlayanlardandı…

 

İtalya

 

Mauro Bolognini’nin “La vera storia di Margaret Gautier - Kamelyalı Kadının Gerçek Yaşam Öyküsü” filminde, Margaret’in babası Marco Bellocchio’nun “Sbatti il mostro il primo Pagina  - Canavarın resmini ilk sayfaya koy”daki “demokrat” kisvesi altında faşistlerle işbirliği yapan gazete yöneticisi, size bir şeyler çağrıştırıyor mu?

 

“Sakko e Vanzetti”deki Nicola Vanzetti... “Caso Mattei”deki Mattei… Unutulmaz oyunculuk dersleri…  Bir film neler düşündürüyor insana. İtiraf etmeliyim ki o dönemin her kendini bilen genç kızı gibi ona ben de biraz aşıktım… Aramızda kalsın olur mu?

 

Cinecitta, İtalya’nın Hollywood’u

 

Artık konuyu biraz da bilgilendirme, hafız tazelemelere yöneltelim…

 

Cinecitta, yani İtalya’nın Hollywood’u, 1937’ de Mussolini’nin onayı ile kurulmuş. Maksat “Milli sinema!”

 

İtalyan sinemasını dönemlere ayırmak mümkün. “Telefono Bianco - Beyaz Telefon” dönemi. Hollywood gişe filmleri taklidi… Kalitesiz ancak İtalyan sineması üzerinde hakimiyet kurmuş. “Cinema” dergisinin yöneticisi Vittorio Mussolini (evet bildiğimiz Mussolini’nin oğlu); çevresinde de sinema yazarı ve eleştirmenleri, ki aralarında Luchino Visconti, Michelangelo Antonioni, Guiseppe de Santis de var. Ancak onlar bu “Beyaz Telefon”un egemenliğine muhalifler. Bu gişe filmleri yerine, sinemanın yüzyıl basındaki “gerçekçi” yazarlara yönelmesi gerektiğini düşünüyorlar.

 

Dünyada “yeni gerçekçilik”in gündeme gelmesi, 1946’da Roberto Rosselini’nin “Roma Citta Aperta” filmiyle başlıyor. Savaş sonrası ilk fim… Ardından 1948’de Visconti’nin Giovanni Verga’nın romanından uyarladığı “ I Malavoglia”sı geliyor. “La terra trema - Yer Sarsılıyor” adıyla oynayan ünlü film. Öykünün geçtiği yerde çekilen filmin özelliklerinden biri, profesyonel oyuncuların olmayışı. Daha ilginci ise bütün diyalogların yöre diyalektiği ile olması. Düşünün ki İtalyanca altyazı ile oynamış İtalya’da.

 

Neorealistlerin Fransız Realizmo Poetico akımından etkilendikleri bir gerçek… Nitekim Antonioni olsun, Visconti olsun, Jean Renoir ile devamlı ortak çalışma içinde olmuşlar. Yani gerçekçilik akımını derinden etkilemişti. Hatta tetiklemişti bile denilebilir. Ayrıca Amerikan dokümanter film akımında, Polonya Sinema Okulu’nun da etkisi büyüktür. Bazı sinemacılara göre “Dogma95” de de etkileri görünür.

 

Spaghetti Western’leri atlamayalım…

 

Neorealizm konusunu Federico Fellini’nin sinemayı en güzel ifade eden sözleriyle kapatıyorum. “Sinema aynı düşlere benzer. Bir an yerdesiniz, bir anda başka bir yerde olursunuz. Aynı düşlerdeki gibi… Kamera mucizevi bir biçimde bunu gerçekleştirir.”

İtalyan sinemasından söz ederken “Spaghetti Western”leri atlamak mümkün mü? “Per un pugno di dolları - Bir Avuç Dolar İçin” , “ Buono, Brutto, Cattico - İyi, Kötü, Çirkin”…

Tabii Sergio Leone, “Spaghetti Western’in babası… Neden başına “spaghetti” konduğunu biliyor musunuz? Vardır herhalde bileniniz. Ama ben yeni öğrendim! Filmdeki kanlar aynı spaghetti sosu gibi kaygan ve parlak olduğundan…

İtalyan sineması hakkında söylenecek daha çok şey var tabi… Taviani Kardeşler, Pippo Avati, Nanni Moretti… vs. Belki daha sonra İtalyan sinemasına tekrar döneriz...

 

 

© İçerik Fabrikası 2015 - Tüm Hakları Saklıdır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR

Bu internet sitesinde sizlere daha iyi hizmet sunulabilmesi için çerezler kullanılmaktadır. Çerezler hakkında detaylı bilgi almak için Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Aydınlatma Metni’ni inceleyebilirsiniz.

BAŞVURU FORMU

-
GÖNDER

BAŞVURU FORMU

-
GÖNDER